5 Mart 2015 Perşembe

Ahh Keşkem!

                    Ahh Keşkem!
                    Keşkem, keşkem

Zaman, akıp giden bir olgu. Durdurulamayan, içeriği tam anlamıyla doldurulamayan da aynı zamanda. Hayatımızın bir çok evresinde, ardımıza dönüp bakma gereği duyarız çoğu zaman. Dönüp bakma, sorgulama evresi çoğu kez yaşamımızın ilerleyen safhalarında olur. Ve ardından gelen keşkeler.

         Ah keşkeler…

         Onlarla yüzleşmekten korktuğumuzdan mıdır bilinmez, geriye dönüp, bakmak ve kendimizle, geçmişimizle hesaplaşmak çoğu zaman hoş değildir.

         Bireyin yaşamında keşkeler ne kadar az ise, o kadar mutludur aslında. Geleceğimizin şekilleneceği dönemlerde doğru atılmayan yada atılamayan adımlar, yarınlarımızı keşkeler yumağına çevirir, hiç farkında olmadan.

         İnsan doğduğu andan itibaren, bir rehbere ihtiyaç duyar. Uzun bir süre ihtiyaçlarını karşılayıp gideremezler. Küçük insan, yetişkin oluncaya kadar bir dizi rehber davranışlara muhatap olurlar.

         Çocuklarımızın geleceklerini şekillendiren en önemli rehber olan anne-baba yada eğitimci her şeyin en güzelini, özgür ortamda uygulatarak öğretmeye çalışırlar ama ne kadar başarılı ve faydalı olabiliyorlar onlara. Kendinizi hiç sorguladınız mı? Hiç kuşkusuz bir çok ebeveyn ve eğitmen, onlar adına en iyi olanı yapmak için çaba sarf etmekteler.

         Bu yöndeki olumlu çabalarınızda unutmamanız gereken asıl konu, karar mekanizmasında olan bireyin önüne geçmemenizdir. Çocuklarımız, geleceklerini şekillendiren bir dizi sınavın arifesindeler. Mesleki adımlarını atacakları en önemli sınav olan üniversite giriş sınavına yoğun bir şekilde hazırlanmaktalar.

         Hala tam olarak, ne yapmak istedikleri konusunda kaygı duyan binlerce öğrencinin olması ise, daha sonraki yıllara keşkelere davetiye çıkarılması demektir.

         Dibe vurmuş ülkemiz ekonomisinin, önceki yıllara oranla  yükseliş ivmesini yakalamış olmasını, kayda değer, olumlu bir gelişme olarak görmekteyim. Ama genç nüfusumuzun sürekli artış trendinde olmasının getirisi olan istihdam yetersizliğini yani işsizliği de beraberinde getirmekte ne yazık ki.

         Hal böyle iken geçlerimiz bu yaşlarda yapmak istedikleri, mutlu olacaklarına inandıkları meslekleri seçmek istemelerine rağmen bizler, yani anne-baba yada eğitmen rehberler, onlar için doğru olduğunu düşünerek, yarınlarındaki keşkelerine sürüklemekteyiz belki de.

         Burada acı olan nedir biliyor musunuz? Her iki tarafında kendilerince haklı olmaları. Biz ebeveynlerin, gelecek kaygısıyla, mevcut iş alanlarının daha geniş olduğu mesleklere yönlendirmek istemesi ne kadar doğru yada çocuklarımızın önlerindeki işsizlik problemine karşın, istedikleri meslekleri seçip okumak istemeleri ne kadar yanlış sizce.

         Güncel bir örnektir. Eğitmen olmayı her şeyden çok isteyen bir öğrencinin, Meb’de yaşanan öğretmen atamalarının zorluklarından dolayı, hiç istemediği bir alana yönelmesi ve orada hayat mücadelesini vermesi. Hayatı “keşke şartlar böyle olmasaydı da eğitmen olsaydım” diyerek geçen bir ömür düşünün. Ve buna benzer örnekler istenirse çoğaltılabilir.

         Burada kalemi eline alıp, yazıp çizen biri olarak inanın yorum yapmakta zorlanıyorum. Ve biliyor musunuz ki yüzlerce, binlerce öğrencimiz, anne-baba ve eğitmenlerimiz her sınav arifelerinde işte bu ikilemlerle boğuşmaktalar.

         Herkes kendi içerisinde en doğru kararı vermek için çaba sarfetmekte. Bu aşamalarda rehber görevini üslenen ister anne-babanın, ister eğitmenlerin yapacakları en doğru davranış, çok fazla müdahale etmeden en son kararın, çocuklarının kararı olmasına dikkat etmeleridir. Seçimlerinin doğru yada yanlış, kendi kararları olması, onların daha sonrasında karşılaşacakları güçlüklerle mücadele azimlerini de beraberinde getirecektir.

         Ülkemizin büyük bir sorumu olan işsizliğin beraberinde gelen ve hayatımızı farklı yönlerde seyretmesini sağlayan yanlış kararlar ve keşkelerimizle geçireceğimiz bir yaşam.

         Burada tümüyle negatif olmak istemiyorum aslında. İstedikleri meslekleri en verimli şekilde icra eden bir çok bireyi de görmezden gelemeyiz. İşte burada ki en büyük k-e-ş-k-e her insanın, istediği ve verimli olduğu alanlarda görev yapabilmesi.

         Tam bu noktada söylenebilecek en son söz; keşkelerinizi en az düzeyde tutabildiğiniz bir yaşam dilemek. Hoşça ve dostça kalın…

 Vildan Poyraz Coşkun
     30.01.2012
     Yazı No: 15

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder